Olumsuz düşünmek, insanın en zayıf noktalarından biri. Yoldan rastgele birini çevirsem ve ona “olumlu düşünürsen, moralini yüksek tutarsan başına iyi şeyler gelir” desem, bana “hadi ordan” diyecektir. Aynı kişiye “olumsuz düşünme, kendini üzme, stres yapma yoksa kanser olursun” desem, “haklısın valla” der. İşte insanın yumuşak karnı bu. Peki neden böyle ve ne yapmak lazım?

Olumsuz düşünce insanı sorumluluktan kurtarır. İnsanların olaylar karşısındaki his ve düşüncelerini iyimser, gerçekçi, kötümser olarak ayırırsak çoğunluk kötümserlik kısmında olacaktır. Bu kötümserlik genelde gerçekçilik maskesi altındadır. Yani kendisine neden bu kadar kötümsersin diye sorarsan “kötümser değilim gerçekçi olmaya çalışıyorum” cevabını alırsın.

İnsan “gerçekleşmeyecek, olmayacak, nerde o günler” gibi ifadelerin ardına sığınarak bir şeyler yapma zahmetinden kurtulur. Aynı durumda siz olsanız size tavsiyede bulunur, “elinden geleni yapmalısın” der. Kendisi içten içe üstüne düşeni yapmadığını bilir, size böyle diyecek olmasının nedeni budur.

Ben buna kendini akıllı kötümser zanneden aptal iyimser diyorum. Nedenini anlatayım.

Bir insanın bu kendi adına olumsuz biten senaryoları yazabilmesi için, olay her ne ise, bu olaya katılan karşı tarafların çok şanslı olmaları gerekir. Konu aşk ise karşı taraf çok şanslıdır, iş ise karşı taraf çok şanslıdır. Konu piyasaların akışıyla alakalıysa kendisi şanssız başkaları şanslı olmalıdır. Peki gerçekten bir insandan başka herkes bu kadar olumlu şeyler yaşayabilir mi?

Yaşayamaz. Bu yapılan, kendi adına kötümser olurken karşı taraflar adına aşırı iyimser olmaktır. Daima başkalarının işi yolunda gidecektir, bundan hiç şüphe duyulmaz. Bizim işimiz ise kötüye gidecektir.

İnsan hayatı sinir bozucu olaylarla doludur bu doğru. Olayların sinirsel maliyeti arttıkça, geçen zaman uzadıkça bu his ve düşünce yumağı bir kısır döngü halini alır. (sürecek)