İyi bir mevki sahibi olmak, çoğu insanın şuursuz isteklerinden biridir. Şuursuz diyorum çünkü iyi bir mevki sahibi olmaktan bahsedilir ancak bunun tanımı ya hiç yapılmaz ya da o mevkiye dair pek bir şey anlatmayacak biçimde, muallakta kalacak biçimde yapılır.

Günümüzde hem ülkemizde, hem de tüm dünyada, kelimenin tam anlamıyla iyi bir mevki sahibi olan birçok hayat kadını var. Hepsinin birden fazla evi ve arabası var. Hepsi, torunlarına yetecek kadar büyük bir mal varlığını garanti altına almış durumdalar. Ayrıca bu bahsettiğim hayat kadınları birilerinin metresi falan değil. Gayet profesyonel hayat kadınlığından bahsediyorum.

İyi bir mevki sahibi olmak deyiminin karşılığı muallakta kalınca ve iyice tanımlanmayınca, bu hayat kadınlarının gerçekten iyi birer mevki sahibi olduğunu kabul etmek zorundayız. Dolayısıyla iyi mevki ifadesinin şimdiki yaygın tanımından (tanımsızlığından) yola çıkarak bu hayat kadınlarını çocuklarımıza rahatlıkla örnek olarak gösterebilmemiz lazım.

Zihnimiz yeteri kadar açıldıysa konuya girelim. İyi bir mevki sahibi olmak toplum tarafından itibar gören bir meslek sahibi olmak anlamında kullanılıyor. Büyük bir şirkette genel müdürlük, orta büyüklükte bir işletmenin sahibi olmak, üniversitede öğretim üyesi olmak, milletvekili ya da bakan olmak vs. bunlar hep iyi birer mevki sahibi olmanın örnekleri.

Sorun şu ki, bu iyi mevkilerden kişinin ne tür bir çıkarı oluyor ve hayattan aldığı zevk ne derece “iyi bir mevki sahibi olmak” fiilini gerçekleştirmiş olmaktan öteye gidiyor bu bir tartışma konusu.

Ben kendi iyi mevki tanımımı yapmak istiyorum. Daha doğrusu benim halen böyle bir tanımım var da onu paylaşacağım. Bence iyi bir mevki, hayatını kazanmak üzere yaptığın işin mekanlarla ve coğrafyayla sınırlı olmadığı bir durumdur. Bu bağlamda bir pilot iyi bir mevki sahibi midir? Tabii ki hayır çünkü gideceği yerleri kendisi seçmiyor. Ben seçim hakkımızın çoğaldığı bir yapıdan bahsediyorum. Yani bana göre eğer ben ihtiyaç duyduğum ya da istediğim anda başka bir şehre ya da ülkeye gidebiliyor ve orada istediğim kadar kalabiliyorsam iyi bir mevki sahibiyim demektir. Büyük bir şirkete genel müdür olarak bunu başaramam. Çok sayıda iyi büyük şirket genel müdürü tanıyorum. Hiçbir yere gidemiyorlar. Kullanacakları arabayı seçebilen çok az. Ailelerine, arkadaşlarına ayıracakları zamana karar verebileni hiç yok.

Bence iyi bir mevki sahibi olmak özgür olabilmek demektir. Bu tanımı yapmak birçoğumuz için zor çünkü yaşadığımız dünyada özgür olmak, seçim yapmak gibi şeylere gelene kadar günlük yaşamını zorlukla sürdüren çok sayıda insan var. O nedenle bu konudaki iyi mevki tanımımızı adım adım geliştirmek zorundayız (çoğunluğa hitap edebilmek açısından). Yiyecek ekmek bulamayanların büyük ölçüde bu yazıya da henüz erişemediklerini hesaplıyorum. O nedenle biraz daha yukarıdan başlayalım.

İyi bir mevki tanımı genelde maalesef başkalarının sizi nasıl değerlendireceği üzerine kuruluyor. Dahası bu tanım, iyi mevkide olmayanların sizi nasıl değerlendireceği üzerine kuruluyor. Yani burada hatalı ve insanı mutsuzluğa sürükleyecek bir mantık var. Formüle edelim:

Asla iyi bir mevki sahibi olamayacak insanların beni iyi bir mevkide görmelerini istiyorum.

Başlangıçta kulağa tuhaf gelebilir, göze tuhaf görünebilir ama soyut bir iyi mevki tanımı yapan birçok kişinin bu kriterlerden yola çıktığını gözleyebilirsiniz. Başkalarını bırakın, kendinize bakın. Hayalinizdeki iyi mevki üzerine düşünürken bunu başkalarından uzak biçimde düşünebiliyor musunuz? Mesela güzellik kraliçesi olacaksın ve o andan sonraki yaşamın muhteşem bir yaşam olacak ama kimseler bunu görmeyecek. Bu haliyle o iyi mevki seni mutlu ediyor mu?

Bence etmeli. Eğer etmiyorsa iyi mevki tanımında bir sorun var demektir. İyi bir mevki sahibi olmak isterken bu istek ve bu isteğin tanımı ne kadar size ait? Ne kadar başkalarına ait? Ne kadarı sizin kendi doğanız ve istekleriniz doğrultusunda şekilleniyor, ne kadarı toplum içinde “olması gerektiğine” karar verilmiş istekleri içeriyor?

Bunlar, bir gün o iyi mevkiye geldiğinizde (ki ben geleceğinize inanıyorum) mutlu olup olmayacağınızın erken göstergeleridir. Bu nedenle birçok iyi mevki sahibi insan ruh doktorlarına taşınıyor. Dertleri her şeye sahip olup hayatın anlamsız hale gelmesi değil. Her şeye sahip olmak insanı tek başına ruh hastası yapmaz. Mesele, geldikleri noktanın yıllarca hayal ettikleri nokta kadar büyük ve keyif verici olmaması.

Eninde sonunda bu işin ucunda yatan şey, hayal kurarken ve plan yaparken yeteri kadar detaylandırmamak. İnsan detaylandıramıyor çünkü hayallerini neredeyse tamamen bir şeyin (kaptanlığın, pilotluğun, başbakanlığın, futbolculuğun, genel müdürlüğün, yani kısaca o iyi mevkinin) dışarıdan görünen tarafını malzeme olarak alıp onun üzerine hayaller kuruyor.

İşin içine derinlemesine girip hayallerini ve planlarını buna göre şekillendirenlere bir sözüm yok ama bu insanlar milyonda birdir.

Peki neden böyle oluyor? Neden insan kendi istekleri üzerinde bu kadar muallakta? Bu kadar belirsizlik içinde ve daha sı tam olarak farkında değil? Bunu başka bir yazıda ayrıca ele alacağım.