Daha da açıklayıcı olmak gerekirse, gerçekten ne istediğimizi ve neyi korku nedeniyle istediğimizi zannettiğimizi ayırabilmekten bahsediyorum. Herkesin istekleri var. Bu istekler her zaman gerçekten kişinin istediği şeyler olmuyor maalesef. İsteklerimizden bazıları tamamen korku ve benzeri dürtülerle ortaya çıkıyor. Sonra da ben şunu istiyorum ama yapamıyorum / yapmıyorum / olmuyor diyerek ağlıyoruz. Bunun altında yatan esas nedenlerden biri isteği korkunun motive etmesi.

Daha iyi anlatabilmek için örnekleyelim. Neredeyse bütün üniversite öğrencileri okuldan mezun olur olmaz bir işe girmek “istiyorlar” ve bunu çoğu kez hiçbir biçimde enine boyuna düşünmeden şuursuzca, otomatikçe ve asla düşünmeden yapıyorlar. Bu istek de çoğu kez korkuyla şekilleniyor. Aileler çocuklarını başka ailelerin çocuklarıyla kıyaslıyor. Etraf “şu okuldan mezun olanlar şu kadar alıyormuş”, “filanca bölümden mezun olanları üçüncü sınıfta şirketler kapıyormuş” gibi kuyruklu yalanlarla kaynıyor. Bu sözler bazen iyimserlik ve olumlu düşünce içeriyor gibi görünse de aslen ciddi miktarda korku barındırıyorlar ve çoğu kez de gerçekle hiçbir alakaları olmuyor.

Kadın erkek ilişkilerinde de birçok ilişki korkuyla şekilleniyor ve korkuyla sürdürülüyor. Birçok kadın aile içi şiddete maruz kalıyor, çok çok kötü muamele görüyor ve medyada bunun nedeni birincil olarak ekonomikmiş ya da cahillikmiş gibi gösteriliyor. Korku faktörü unutuluyor. Bu kadınlar ailelerinin devamlılığını istedikleri hissiyle yaşıyorlar. Gerçekte ilişkilerine son verip tacize uğramadıkları bir hayat yaşamak istiyorlar ama bu istekleri korkularıyla bastırıldığı için (ki korkmak için çok nedenleri var) bu konuda harekete geçemiyorlar.

Üniversiteyi bitirir bitirmez bir işe girmek gibi, kadın erkek ilişkilerinde de yine okulu ya da askerliği bitirir bitirmez evlenilmesi gerektiği üzerine korku motifleri içeren bir yaklaşım var. Bu konuda korkunun birçok kaynağı var ama sanırım en büyük iki korku şu: “Ya başkaları gibi olamazsam?” (salaklığa dikkatinizi çekerim) ve “Ya ömrümün sonuna kadar evlenemezsem?”. Bu örneklerdeki derin korkuyu yaşayan çocukların yaşları en fazla 25. Yazıktır. Hayatlarını korkuyla şekillendiren bu insanlar, zannetmeyin ki bu yılları bu biçimde karar vererek geçirdikten sonra aradan zaman geçince rahatlıyorlar. Ellili hatta altmışlı yaşlarındaki bazı insanlar o yıllarda korkuların gölgesinde verdikleri en önemli kararlardan hala şikayetçiler. Yani korkuyla karar verdikten sonra nadiren doğru bir şeyi seçmiş olsalar bile durum değişmiyor.

Tüm bunlar depresyona merhaba demek ve onu bir ömür boyu yaşamak için en doğru adımlar. Seçimlerimizi yaparken gerçekten ne istediğimizle nelerden korkarak bir şeyleri istediğimizi sandığımızı ayrıdedebilmemiz lazım. Spor yapmaya başlamak isteyen biri kendine şunu sormalı: Bunu neden istiyorum? Bunu gerçekten istiyor muyum yoksa spor yapıp kilo vermezsem terkedileceğim için mi spor yapmak istiyorum. Eğer ikinci seçenek söz konusu ise o insan ya asla spora başlayamıyor ya da spor yaptıkça ömrü uzayacağına tam tersine kısalıyor.

Bu konuda bir başka yazıda gerçek isteklerin korku ile yönlenmiş isteklerden nasıl ayrıdedilebileceğini bazı yöntemler önererek yazacağım.