Bizim toplumumuz, gizli ilimler dendiği zaman aklına önce yıldızname, muska, kurşun dökme vb. Türkiye genelinde bilinen folklorik şeyleri getirir. Kimse bu konunun dünya çapındaki varlığını ve tüm kültürlerdeki izlerini düşünmez.

Sonra bir de yazarlarının isimlerini hatırlayamadığım ve aslında yüzlercesi bulunan ve aynı adı (gizli ilimler) taşıyan kitaplar var. Akla bir de bunlar gelir. Bu kitapların içeriği ise; en hafif tabiriyle korkunç, en iyimser tabiriyle de tam bir komedidir.

Bu kitaplar aslında bir zamanlar adına gizli ilimler denen ve ne olduğu tam olarak belli olmayan bir takım metafizik konularda çalışma yapmış insanların not defterleridir. İnsana bir fikir vermedikleri gibi, içindeki bilgiler de kültürel – sanatsal -folklorik örnekler olmaktan öteye gidemezler.

Kimse, bundan 400 yıl önce yaşayan Ayşe ile o kendisine aşık olsun isteyen Mehmet için yapılan büyülere bakarak hiç bir şey öğrenemez. Kaldı ki bu tür öykülerin gerçekliğine dair hiçbir kanıt da yoktur. Buna rağmen bütün toplumlar gibi Türkiye de bu tür işler yaptığını iddia eden şarlatanlarla dolup taşmıştır.

Buraya kadar gizli ilimler dendiğinde akla ne geldiğine dair durumu en azından ülkemiz açısından özetlemeye çalıştım. Bence işin en acıklı tarafı bu konuların tarih boyunca işlendiğini ve bunların akla gelebilecek bütün kültürlerde varolduğunu kimsenin bilmemesi, çok az kişinin bunları farketmesidir.

Yeteri kadar bilinmeyen başka bir nokta ise, 21. yüzyılda bu konuların tuhaf biçimde “kuantum” adını aldığıdır. Secret, kuantum düşünce tekniği, ve buna benzer değişik isimlerle anılan alanda yapılmak istenen şeyle bundan 5000 yıl önce tarlasından daha fazla ürün almak için Güneş’e ve Ay’a dua eden adamın yapmak istediği şey arasında fark yoktur.

Dün yapılmak istenen şey ne ise bugün yapılmak istenen şey de aynıdır. Hatta bunu yapabilmek için önerilen yöntemler de üç aşağı beş yukarı aynıdır. Hiçbiri önemli bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.

İnsanların kendi düşünce akışlarını düzenleyerek dışarıdaki dünyada değişiklik yaratmaya çalışmaları konunun özüdür. Her kültür, her toplum, her din buna kendi elbisesini giydirmeye çalışmıştır. 21. yüzyılda da, neredeyse tamamen tesadüfi biçimde ya da salt bir takım benzerlikler taşıması nedeniyle bu konuya yaygın biçimde kuantum adı verilmiştir.

Hakkında anlatılanlar ise “iste olsun” biçiminde özetleniyor. Ama akabinde birileri çıkıyor bir kitap yayınlıyor bir film çekiyor ve diyor ki kazın ayağı öyle değil. Bunu becerebilmeniz için istemeniz yetmez, bol bol düşünmeniz lazım. O da yetmez, bilinçaltınızı temizleyeceksiniz.Kişi gidiyor bütün bunları yapmaya çalışıyor sonra hiçbir şey olmuyor. Olmayınca da konu gündemden silinip gidiyor.

Oysa bizim bugün baştan savma bir adlandırmayla gizli ilimler diye tabir ettiğimiz konunun ardında bir akıl yürütme biçimi var. Bu akıl yürütme biçimi, insanın anlayabileceği seviyelerin değişikliğine göre basitten karmaşığa ve oradan tekrar basite doğru ilerliyor. Bu akıl yürütme biçimi aynı zamanda bir kişisel gelişim yolu. Aslen son derece yapıcı. Yıkıcı özellikleri ise, tıpkı Kuran’da da belirtildiği gibi cahil ve kötü niyetli insanların oyuncağı olabilme özelliğine sahip, daha doğrusu böyle olduğuna inanılıyor.

Akıl yürütme biçimi olmasının yanısıra, tarih boyunca bırakılmış en güzel, en estetik ve en ilginç eserlerin çoğu da gizli ilimler sembolizmi çerçevesinde ortaya çıkmış. Yaratıcılık ve sanatla ilgilenen birinin bu alanı gözardı etmesi imkansızdır. Tıpkı da Vinci’nin, Michaelangelo’nun, Dali’nin, Picasso’nun gözardı edemediği gibi.

Çağımızda gizli ilimlerin mirasçılarından biri de reikidir. Reiki hakkında hem bilimsel hem de bilimdışı birçok tartışma var, ben bu yazıda bu konuya girmeyeceğim. Sadece örnek olsun diye söylüyorum, ikinci seviye reiki uyumlaması almış olanların kullandığı bir sembol vardır. Bu sembol, “zaman yoktur – mekan da yoktur, bütün zamanlar ve bütün mekanlar erişime açıktır” anlamını taşır (tayyi mekan – bastı zaman). Bu sembol, dünya çapında ve tüm dünya tarihi boyunca ortaya konmuş gizli ilimler akıl yürütme biçiminin bir parçasıdır.

Bir diğer yandan da, çağdaş bilime bakacak olursak, özellikle parçacık fiziği, nöroloji, psikoloji gibi alanlarda artık “gizli ilimler” ile “gizli olmayan bu çağdaş bilimin” birbirine nasıl yaklaştığını da görebiliriz. Aslında bugün NLP, reiki, dua vs. konuların (sempatizasyon, konsantrasyon, algı, enerji) hem çağdaş bilimlerle hem de gizli ilimlerle kucak kucağa olması söz konusu.

Gizemcilik kültüründeki kavramların gerek Hollywood gerekse genel edebiyat dahilinde yanlış tanıtılması da insanların bu konulardan uzak kalmasına neden olmuştur. Buna örnek olarak reenkarnasyon teorisini verebiliriz. Bizim filmlerden, kitaplardan ve hatta gazete haberlerinden ve televizyon yayınlarından duyduğumuz, gördüğümüz, dinlediğimiz reenkarnasyon bir fenomendir. Kırk yılda bir birilerinin başına geldiği düşünülür o da eğer buna inanılıyorsa. Öyle anlatılır ki, zaman zaman ruh yeniden dünyaya gelir ve bu ilginç bir olaydır.

Oysa gizemcilikte reenkarnasyon bir anomali değil, sürekli tekrar eden bir şeydir. Gizemciliğe göre bunu herkes neredeyse sonsuz biçimde yaşar. Her insan belli bir olgunluk seviyesine gelene dek tekrar tekrar dünyaya gelir.

Gerçi bu “olgunuk seviyesine gelene dek tekrar tekrar dünyaya gelmek” kavramı 18. ve 19. yüzyılda Avrupa’da evrim teorisinin bütün sosyal bilimleri etkilemiş olmasını da hatırlatıyor. Acaba Darwin’in evrim teorisi bu kadar gündeme gelmeseydi reenkarnasyon teorileri ruhun gelişimi ile beraber bu sıklıkta anılacak mıydı?

Bir de, reenkarnasyon konusu İslam kültüründe yok zannedilir. Oysa Mevlana, Arabi, ve daha birçok İslam alimi bu konuya hemfikir olsalar da olmasalar da değinmişler, konu hakkında fikir yürütmüşlerdir. Ancak Mevlana ve benzeri isimlerin eserleri Türkiye’de (gerçekten nedeni belli olmadan) sansürlendiği için insanların bundan haberi yoktur. İşin acıklı tarafı, bu sansürleme filanca kanun ya da filanca iktidarın görüşleri nedeniyle değil, son derece otomatik ve yayıncının kendi aklına göre gerçekleştirdiği bir sansürdür.

Bizler 21. yüzyılda yaşayan insanlar olarak gizemciliğe de, gizli ilimlere de bilime da bambaşka ve geçmişten çok daha geniş bir bakış açısıyla yaklaşabilme kapasitesine sahibiz. Bunu değerlendirmemek yazık olur.