İş hayatımızın önemli bir kısmını da deadline’lar oluşturuyor. Sinir sistemimizin sınır karakollarına da en çok saldıranlardan biri bu. Deadline kavramını anlayıp bununla başa çıkmak zorundayız.

Kendi deadline’larımızı yaratmalıyız. Deadline dendiğinde akla ilk gelen o tarihe kadar yetişmesi gereken bir işi yetiştirmenin zorluğudur. Bu elbette bir sıkıntı. Ama bir de normalde yetişebileceğinden biraz daha uzağa konmuş deadline’lar var, biz burdan başlayalım.

Bugün ayın 12’si. Diyelim ki ayın 17’sine kadar yetişebilecek bir iş var. Deadline ise 22 Eylül’e konmuş. İşte bu bir stres konusu. Başlangıçta bu öyle görünmez. Yeterli olandan daha fazla zaman var diye düşünüp rahatlayabiliriz. Ama nasıl ki bir buluşmaya daha yakında oturan daha geç geliyorsa, burada da bu rahatlık bize batacaktır. İnsan tabiatıyla alakalı bir şey bu.

Bunun çözümü kişinin kendi deadline’larını koymasıdır. Kendi gözünüzdeki deadline ayın 17’si olmalıdır. Bunun altından ancak böyle kalkabilirsiniz.

Gerçekçi olmayan deadline’ları daha söylendiği anda değiştirmeliyiz. Bir çok kişi bu söylediğime itiraz edecek. Bizim şirketi bilsen böyle konuşmazsından tutun da, bu adam ne dediğini bilmiyor demeye varana kadar tepki gösterebilirsiniz. Haklısınız ama ben de haklıyım.

Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki deadline’ı yanlış konmuş işler yetişmez. İmkanı yoktur. Çok aceleniz olabilir. Çok önemli fırsatlar kaçıyor olabilir. İşte tam da bu noktada, size hayatın en büyük sırlarından birini vereceğim: Acil diye bir şey yoktur.

Bir şey acilse zaten geç kalınmış demektir. Paniği bir kenara bırakıp gerçekçi davranmak lazım. Olmayacak bir deadline telaffuz edildiğinde (söylendiğinde) bu deadline’a hemen orada itiraz edilmeli ve gereken açıklamalar yapılmalı, geçmişten örneklerle de desteklenmelidir. Bu elbette iletişim kabiliyetini geliştirmenizi gerektiren bir konu. İletişim kabiliyetini geliştirmek üzerine de gelecek günlerde yazacağım.

Ol deyince olmanın insana dair bir şey olmadığını herkes bilmek ve kabullenmek zorunda (en azından şimdilik). Yapmaya çalıştığınız iş zaten bittiği zaman bitecek. Ne bir saat önce ne bir saat sonra. Ve bunun iletişimini de kurmak zorundasınız. Bu da profesyonel bir hayatın parçası.

Karşınızdaki insan sizi dinlemeyip bağırıp çağırıyorsa ne yapmak lazım?

O zaman susacaksınız. Normal rutine devam edeceksiniz. O iş elbette o zamanlamayla yetişmeyecek, yine yetişebildiğinde yetişecek. Ama artık bunun sorumlusu siz değilsiniz.

Ya işten atılırsam?

Atılmazsınız. Size bu yükü yüklemeye çalışan her kimse, o işin o tarihte olmayacağını o da biliyor. Sadece sizi sıkıştırmanın en doğru yöntem olduğuna inandığı için böyle yapıyor. Böyle öğrenmiş. Emin olun kullandığı bu yöntemin işe yaradığı insanlar da oluyordur. Ancak siz kendinizden eminseniz, o sizden vazgeçemez.

Deadline konusunda bilinmesi en kritik şeyler bunlardır. Bunlar okuyarak olacak işler değil, alışkanlık geliştirilmesi gereken işler. Alışkanlık gelişitirilmesi gereken kavramlar. Bunları oturta oturta düzelecek yaşamlarımız.